Prof. Dr. Gürkan ARIKAN

       Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı

Doğum kanserden korur mu?

Kadınlarda kanser.

Doğum kanserden korur mu?

Gürkan Arıkan

Kanserin dünyada ve ülkemizde görülme sıklığı giderek artıyor. Dünyada her yıl milyonlarca kişi kanserle tanışıyor. Kadınlarda görülen kanserlerin sıralaması zaman zaman değişmekle beraber, en sık görülen kanserlerin başında meme kanseri gelmekte (%30), bunu kolon ve akciğer kanserleri izlemekte. Bunları takiben jinekolojik kanserler gelir. Sıklığa göre bunları rahim (endometrium) ve rahim ağzı kanserleri, yumurtalık kanserleri olarak sırayabiliriz.Kadın sağlığını benzer oranda Non-Hodgkinlenfoma, daha az oranda cilt, tiroid, pankreas, karaciğer, mide kanserleri tehtid etmektedir.

Kanserde erken tanı, teşhis ve tedavi alanlarında gelişmeler gündemi sık sık meşgul etmekle beraber, hamilelik ve doğumun kanser üzerine etkileri konusunda da ilginç sonuçlarla karşılaşmaktayız.

Halk arasında da bilindiği üzere, doğum yapmak kadınları birçok hastalığa karşı korumaktadır. En sık görülen jinekolojik veya jinekolojik olmayan kanser türlerinin görülme sıklığı üzerine yapılan araştırmalar da, bu yönde ilginç bulgular vermekte:

Çocuk doğurmuş kadınların yumurtalık (over) kanserlerine yakalanma riski çocuk sahibi olmayanlara göre %50 azalmaktadır. Yumurtalık kanseri hastalarının %10 kadarında tespit edilen BRCA mutasyonları, bu hastalığa eğilimli olduklarını göstermektedir. Bu genetik bozukluğun olduğu kişilerde dahi hamilelik ve doğum yapmış olmanın koyucu etkisi görülebilmektedir.

Başka bir deyişle, dogum yapmış olmanın over kanseri riskini her çocuk için kabaca %15-20  azalttığı ortaya çıkmaktadır. Yumurtalık kanseri ayrıca uzun dogum kontrol hapı kullananlarda veya tüplerini bağlatanlarda veya rahimi alının kadınlarda daha az görülür. Bu ek faktörlerle yumurtalık kanserinden korunma oranının %80’e çıkabildiği anlaşılmaktadır.

Rahim kanserlerinde de benzer bir tablo mevcuttur. Doğurmamış kadınlarda rahim kanserine yakalanma riski, çocuk sahibi olanlara göre %40 daha yüksektir. Hatta ileri yaşta doğum yapmış olmanın dahi koruyucu bir etkisi görülmektedir. Son doğumunu 40 yaş ve sonrasında yapan kadınların rahim kanseri riski, doğurganlığını 25 yaşından önce sonlandırmış kadınlara göre %15-20 daha azdır.

Meme kanserlerinde histolojik tip ve tümör karakterleri farklılıklar taşımakta ve bu yüzden meme kanserleri ile doğurganlık arasında basit ve pozitif bağlantılar tarif edilememektedir. Genel olarak artan doğum sayısı ile meme kanserinde tümör büyüklüğünün  ve metastaz eğiliminin azaldığına dair gözlemler mevcuttur. Emzirmenin de meme kanserinden koruyucu etkileri mevcuttur. Ancak genel olarak gebeliğin meme kanserinden koruma etkisi diğer kanser türlerinde olduğu kadar net değildir.

Hamilelik ve doğumun,rahim ve yumurtalık gibi hamilelikle doğrudan ilgili organların kanserleri dışında da koruyucu etkileri vardır:

En sık görülen kanser listesinde en üst sıralarda görülen akciğer kanseri, bunların en başında gelmektedir. Çocuk doğurmuş hanımların akciğer kanserlerine yakalanma riski çocuk sahibi olmayanlara göre %50 azalır. Sigara içmeyen kişilerde bu koruyucu etki daha da belirginleşmektedir. Agresif büyüyen bir akciğer kanseri türü olan, küçük hücreli akciğer kanserlerinin doğum yapmış kadınlarda daha az görüldüğüne dair gözlemler mevcuttur.

İdrar kesesi kanserlerinde de doğurmuş olmanın riski %25 kadar azalttığı gözlenmektedir. Beyin, yemek borusu kanserlerinde doğuma bağlı %30-40 oranında risk azalması söz konusudur.Karaciğer ve pankreas kanserlerinde riskin benzer şekilde doğum ile azaldığı bildirilmektedir.Hogdkin dışındaki lenfomalarda doğurganlık ile %30 a varan risk azalması söz konusudur.

Artan çocuk sayısının bazı kanserlerde koruyucu etkiyi arttırdığını da belirtmek gerekir.

Mesela kolon kanserlerine yakalanma riski 2 veya 3 çocuk yapmıs kadınlarda tek çocuklulara göre %20 ve %30 oranında azalmaktadır.

Bu koruyucu etki nasıl açıklanabilir?

Yumurtlama fonksiyonunun ve siklik(dönemsel) östrojen salınımının aylar boyunca engellenmesinin yumurtalık ve rahim kanserlerinde koruyucu olduğunu biliyoruz.

Ayrıca, hamilelik boyunca değişen hormon dengeleri, yüksek kalan hamilelik hormonu, plasenta ve ana karnındaki bebekten gelen bazı hormon ve enzim etkileri anneye faydalı olmaktadır.

Bunların çok ötesinde, anne karnındaki bebeğin (fetus) hücrelerinin anneye geçtiği ve anne kan dolaşımında yıllar sonra dahi bulunabildiği tespit edilmiştir.

Kök hücreleri, işlevsel olarak farklılaşmamış, yani vücudun herhangi bir organ ya da dokusunda özel bir görev yapabilmek için tam olarak olgunlaşmamış karmaşık bir yapısı olanöncül bir hücredir. Bununla birlikte bu öncül hücre bedenin başka hücrelerine dönüşebilmeyeteneğine sahiptir. Kök hücreleri, kabaca embriyolojik (ceninin erken evresi) ve fetal hayatta (anne karnında) bol miktarda bulunur ve anne kanına da göç ederler.

Kök hücreleri kendiliklerinden uygun bir büyüme ortamına yerleşebilirler, çoğalmayetenekleri vardır, başka tür hücrelere farklılaşıp bu türün devamı niteliğinde türlerüretebilirler,  kendilerini yenileyebilir veya kendi hücre topluluklarının devamlılığını sağlayabilirler. Bu hücreler vücudun bir yerindeki zedelenmeyi takiben bu dokuyu onarabilme ve onu işlevsel hale getirebilme potansiyeline sahiptirler. Bu tür hücrelerle insan bedeninin tedavisi üzerine bilimsel çalışmalar yapılmaktadır.

Bu öncül ve yüksek potansiyelli hücreleri annenin kan ve dokularına nüfuz etmeleri ve burada yıllarca belki de ömür boyu etki etmeleri yolu ile annenin hastalıklardan korumasında ve bağışıklık sisteminin desteklenmesinde çok önemli roller üstlenmesi, anne karnındaki bebeğin, kendisine hayat veren anneye bir teşekkürüdür.

Kanserden karşı korunmanın adımları sıkça basında da paylaşıldığı üzere, sağlıklı yaşam, doğru beslenme, düzenli ve makul oranda spor, düzenli kontrol muayeneleri gibi sıralanabilir. Kadınlar için bütün bunlara ek olarak, doğanın mucizesi annelik de, mutluluk kaynağı olmanın ötesinde, kanserden koruyucu bir faktör olarak yerini almaktadır.

Doktora Sorun
1000 sola karakterler